Yazılar · İş hukuku

Cezai şart istiyorsanız adını koyun: kalan süre tazminatı kaydı cezai şart değildir

· Av. Alpaslan Fatih Sözer

Kısaca. Cezai şart istiyorsanız adını koyun.

  • İş sözleşmesindeki “süreden önce haksız fesihte kalan ay sayısı çarpı son ücret ödenir” kaydı, “cezai şart” diye adlandırılmamışsa cezai şart sayılmıyor.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göre böyle bir kayıt, Türk Borçlar Kanunu m. 438'deki kalan süre tazminatının tekrarıdır. Sözleşme belirsiz süreli sayılırsa bu tazminat da istenemez.
  • Belirli süreli yapılıp belirsiz süreli sayılan sözleşmede cezai şartın geçerli kalacağını söyleyen 2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı, yalnız açıkça cezai şart olarak kurulmuş hükümler için geçerli.
  • Karar oy çokluğuyla verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 5 Şubat 2025'te verdiği kararla (E. 2024/429, K. 2025/3) iş sözleşmesi yazanların ve bu sözleşmelere dayanarak dava açanların bilmesi gereken bir ayrımı netleştirdi: cezai şart ile kalan süre tazminatı aynı şey değil ve aradaki fark sözleşmenin diline bağlı.

Olay

İşçi dört yıl süreli olarak yazılmış bir iş sözleşmesiyle işe başladı. Sözleşmenin bir maddesine göre işveren sözleşmeyi haklı neden olmadan süresinden önce feshederse, son aylık brüt ücret ile kalan ay sayısının çarpımı kadar tazminatı “peşinen” ödeyecekti. İşveren sözleşmeyi beşinci ayda feshetti.

İşçi önce ihbar tazminatı davası açtı. O davada işin niteliği gereği sözleşmenin aslında belirsiz süreli olduğu (İş Kanunu m. 11'deki objektif koşullar yoktu) ve feshin haksız olduğu kabul edildi; karar kesinleşti. İşçi ardından ikinci bir dava açarak sözleşmedeki maddeye dayanıp “cezai şart” istedi. Yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi talebi kısmen kabul etti; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bozdu, yerel mahkeme direndi.

Hukuk Genel Kurulu ne dedi?

Genel Kurul çoğunluğu Daireye hak verdi ve davanın reddedilmesi gerektiğine karar verdi. Gerekçenin kilit cümlesi:

“… cezai şart ifadesine yer verilmeksizin bakiye süre ücreti tutarında tazminata ilişkin düzenlemenin aynen tekrarı şeklinde bir düzenleme, cezai şart olarak kabul edilmemelidir.”

Genel Kurula göre bir kaydın cezai şart mı, kanundaki kalan süre tazminatının tekrarı mı olduğuna önce sözleşmenin ifadesine bakılarak karar verilir. Taraflar açıkça “cezai şart” demişse iradelerine üstünlük tanınır. Bu ifade yoksa ve kayıt TBK m. 438'in sonucunu aynen ya da başka kelimelerle tekrar ediyorsa, ortada cezai şart değil kalan süre tazminatı vardır. Somut olaydaki madde ayrı bir başlık taşımıyordu, cezai şarttan söz etmiyordu ve ödenecek tutar kalan süre ücretine karşılık geliyordu.

Kalan süre tazminatı ise yalnız belirli süreli sözleşmede istenebilir. Bu dosyada sözleşmenin belirsiz süreli olduğu, işçinin kendi açtığı ihbar tazminatı davasında kesinleşmişti. Sonuç: ne cezai şart vardı ne de TBK m. 438 uygulanabiliyordu.

2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı neden uygulanmadı?

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu 2019'da şunu söylemişti (08.03.2019, E. 2017/10, K. 2019/1): sözleşme belirli süreli yazılmış ama objektif koşullar olmadığı için belirsiz süreli sayılıyorsa, sözleşmedeki “süreden önce haksız feshe bağlı cezai şart” kararlaştırılan süre için geçerliliğini korur. Genel Kurul bu kararın yalnız açıkça cezai şart olarak kurulmuş hükümler için geçerli olduğunu belirtti. İşçinin dayandığı madde cezai şart sayılmadığı için içtihadı birleştirme kararı devreye girmedi.

Azınlıktaki üyeler ise maddenin cezai şart olduğunu ve içtihadı birleştirme kararı uyarınca işçinin bu alacağa hak kazandığını savundu.

Bu ne anlama geliyor?

Sözleşmeyi yazarken. Taraflar süreden önce haksız fesih için kanundakinden bağımsız bir yaptırım istiyorsa, maddeyi “cezai şart” başlığıyla, ayrı bir madde olarak ve tutarıyla birlikte yazmalı. Tek taraflı olarak yalnız işçi aleyhine konan cezai şartın geçersiz olduğunu da unutmamak gerekir (TBK m. 420/1). Hâkimin aşırı gördüğü cezai şartı kendiliğinden indirebileceği de ayrıca hesaba katılmalı (TBK m. 182/3).

Davayı açarken. Bu dosyada işçinin kendi açtığı ilk dava sonucu belirledi. Sözleşmenin belirsiz süreli olduğunu ileri sürüp ihbar tazminatı alınca, belirli süreli sözleşmeye bağlı kalan süre tazminatının yolu kapandı. Oysa Genel Kurul aynı kararda, belirli süreli yapılmış sözleşmenin aslında belirsiz süreli olduğunu işverenin ileri süremeyeceğini, bunun hakkın kötüye kullanılması olacağını da hatırlatıyor. İlk davada sözleşmeyi nasıl nitelediğiniz, sonraki davanın sonucunu da belirleyebilir; dava açmadan önce iki yolun toplamda ne getireceği hesaplanmalı.

Değerlendirmem

İlkeye katılıyorum: kanundaki sonucu tekrar eden bir kayıt, sırf sözleşmede yazıyor diye ayrı bir alacak doğurmamalı; aksi hâlde kanunu tekrar eden her madde cezai şarta dönüşürdü. Ama somut olayda sonucun tartışmalı olduğunu düşünüyorum. Madde tazminatın kalan sürenin tamamı için “peşinen” ödeneceğini söylüyordu ve hiçbir indirim öngörmüyordu. TBK m. 438/2 ise belirli süreli sözleşmede işçinin bu sürede başka işten kazandığını ve tasarruf ettiğini tazminattan düşer. Peşin ve indirimsiz ödeme vaadi, kaydı kanunun basit bir tekrarından ayırabilirdi. Çoğunluk yalnız tutarın aynı olduğuna baktı. Pratik ders değişmiyor: sözleşmeyi yazan, istediğine adını koymalı.

Bu konudaki kararlar

Kararın tam metni 1 Ekim 2026'da resmî kaynaktan okunmuştur. Özet kararın yerine geçmez; tam metne bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · 05.02.2025 · E. 2024/429, K. 2025/3

Direnme kararı bozuldu · oy çokluğu · kesin

Dört yıl süreli yazılmış iş sözleşmesinde, süreden önce haksız fesihte son ücret ile kalan ay sayısının çarpımı kadar tazminat ödeneceği yazılıydı; “cezai şart” ifadesi yoktu. Sözleşmenin belirsiz süreli olduğu işçinin açtığı ihbar tazminatı davasında kesinleşmişti. Genel Kurul çoğunluğuna göre kayıt TBK m. 438'deki kalan süre tazminatının tekrarıdır, cezai şart değildir; sözleşme belirsiz süreli olduğu için m. 438 de uygulanamaz ve dava reddedilmelidir. 2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı yalnız açıkça cezai şart olarak kurulmuş hükümler için geçerlidir. Azınlık, maddenin cezai şart olduğunu savundu.

“Diğer taraftan, tarafların açık bir biçimde "cezai şart" adı altında düzenlemeye gitmeleri hâlinde ise tarafların iradelerine üstünlük tanınmalıdır.”

Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr

Bu yazı 1 Ekim 2026 itibarıyla durumu anlatıyor.